Hayalini Gerçekleştirememe: “Yaparım dedim, ama bir türlü yapamadım”

Kaybetmenin daha çocukken kabul edilemeyişi, oyunlarda birinci gelme arzusu yetişkin dönemde de uzantısal olarak devam etmektedir. “Her daim” kazanmak üzerine kurulu hayat düzeni; sınavlarla, iş hayatıyla, kurulan ilişkilerle hep bizleri hedefin altında kalmamaya yöneltmektedir. Ayrıca, etraf tarafından kıyaslamaya tabi tutulmamız, kimi zaman sözel kimi zamansa bedensel duruşların “potansiyelini gerçekleştirmelisin” mesajlarıyla yüklenilen misyon, amacımızı biraz daha yükseltmemize sebep olmaktadır.

Çocukların, ebeveynlerinden bekledikleri sözel pekiştireçler (aferin, başarabildin, harika vb.), kimi çocuklar da sevgiyi görebilme adına yaşadıkları kaygıyla, sanki ailenin sevgisi koşulsuz değilmiş hissiyatını yaşamalarına neden olmaktadır. Bu durum da, birinci gelme hırsının temelini atmakta, kaybetmeye yönelik sabrı azaltmaktadır. Okul çağında ise, sınıfın en iyisi olmak, başarılı bir öğrenci olmaya yönelik çaba, iş hayatıyla kariyer odaklı yaşamaya doğru yön değiştirmektedir. Bundan ötürüdür bireyin; kardeşler arası rekabetten, meslektaşıyla karşılaştırmadan, mutluluğunu, ilişkisinin “iyi gittiğini” komşu ya da arkadaşlarıyla kıyaslama durumundan bir türlü alı koyamaması.

Bu kıyaslamalar, hırslar, “en iyi olma arzusu” zaman içinde bireyin hayalinde yarattığı “kendisi” ile mevcut “gerçekliği” arasında çatışma yaşamasına neden olmaktadır. Bireyin, hayalinde elde ettiği başarıları gerçekleştiremeyince duyduğu yoğun üzüntü ve hayal kırıklığı zamanla hırs ve öfkenin birikmesine yol açmaktadır. Yaşanılan bu hayal kırıklığı, kişinin hayallerinden vazgeçmesine, umudunu yitirmesine, gelecekle ilgili planlar yapmasına engel olmakta, olumsuz ve karamsar düşüncelerin yerleşmesine neden olmaktadır. Oysa

  • Kendimizi tanımanın önemi üzerinde durarak; sınırlarımızı, yeteneklerimizi, kapasitemizi fark ederek ve kabul ederek,
  • “Hiçbir zaman başaramam”, “her zaman beceriksizim”, “kimse bana değer vermez” gibi net ve sabit fikirler yerine “ya hep ya hiç” düşüncesine kapılmadan bakarak,
  • “Öz yeterliliğimizi” elden bırakmayarak, diğer bir değişle; kişinin herhangi bir soruna dair baş edip edemeyeceğine yönelik inancını ve algısını olumlu tutarak,
  • Geçmişte yaşanılan “negatif deneyimlere” saplanmak yerine “yeni yaşam deneyimlerine” izin vererek,
  • Korkularını, hayal kırıklıklarını, imkânsız gördüklerinin listesini yaparak “yeniden, şimdi ve burada” bir kez daha çaba göstererek kendini, potansiyelini gerçekleştirmeye fırsat tanıyabilmesiyle karamsarlıklar geride kalacaktır. Önemli olan denemeyi asla bırakmamak ve kendimize inanmaktır.